yaşamak.

bir treni kaçırmak ancak peşinden koşarsanız acı verici olur. sizi yolculuğa çeken yolun sonu değil, yolun kendisi de olabilir belki. belki sadece gitmeyi seviyorsunuzdur. yavaşlık ve anımsama, hız ile unutma arasında gizlenen tatsız tekdüzelik, her şeyin tekrarlanması. ateşini kendi haline bırakamazsın. dengeyi bulduğun yer, kendinle iyi geçindiğin yer olacak. yaralar derin, seneler kadar. iç sesim, açık yaraya konuşur. yıllar içinde sessizliğim sorulardan daha çok cevap bulur. zamana aldırmadan, korkmadan, utanmadan, aşk mümkün müdür hala? bende bir imkansızlık tasarımı gibi kaldı, kaldıramam. unutmak lazımdı; bir kiri üzerinden atar gibi unutmak. ve unutup yeniden kaybolmasak bulmak terk ederdi ümidimizi. beni o zamanlar tanısaydınız kalbim kor aşktır derdim, halleder her şeyi olmazı olur kılar, inanınca Allah’a inanır gibi inanırdım. güvenince bir dağa yaslanır gibi virgülsüz yaşardım. bildiği yollardan bile dönemeyen insan. yorulup yorulup durulduğum gün. hiç yara almamayı dilerdik. üzülmeden büyümeyi, yaşlanmayı. oysa o güzel bahçeleri var eden şey; suyun uzak dağlardan inmesi, göğün gürlemesi, zamanın sabretmesi, tohumun çatlaması ve toprağın yarılmasıdır. hepimizin ortak ve acı tecrübesi: insan yara alarak büyüyendir. bir yokuştan iner gibi oluyorum, bir yokuştan bir yokuşa sürekli. ay ışığı kesiliyor, hiç kimseyi bağışlayamıyorum. sabahın sahibi vardır, gün daima bulutta kalmaz. ruhumda çelişen sevinç ve acı. çünkü benim her şeyim var ve hiçbir şeyim yok. yaşamak çukur yerlere doluyor diyorlar. bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan. 





















Yorumlar

Popüler Yayınlar