evin arkasında.
bana çiçekleri sulatan ne? bu soru aklımdan çıkmıyor. var
olan her şey soluk soluğa acılaşabiliyor. neye üzüldüğümü anlatamamayı siz
bilemezsiniz. kara bulutların arasından şimşek gibi acılar da serpiliyor
hayatın üzerine. bazen bu acı bunaltıyor beni. sevilmek denilen şeyin ne kadar
kaygan bir zemin olduğunu bir kez daha hatırlıyorum. korkumdandı tüm gayretim. yol
yeşildi, bozkırlaşıyor şimdi. sağlam bir halatla o bütün özlemlerin koyulaştığı
yerde çekiyorum yarayı, içim üşüyor. dile dökemediğim yas boynumu büküyor. boşluğu
onaramıyor insan. ama inanabiliyor işte boşluğa. sanki bir hırçınlıktan
donatılmış ya da bir sıkıntıdan. ve geçer gibiydi tekrar bir başka sıkıntıya. gömüldü
kumlara iyice, bakındı. gördüm kendi büyüsüyle keserken kıskacını. anladım ağrıyı,
taşıdım da. bu çarklar bozbulanık. yaşamım, kendi kendime ağırlık haline
getirdiğim şeylerin altında ezilmenin süreci olacak. temsili bir yenilgi
gösterisini boş ve ümitsiz akşamın hüznünde gizlemek istiyorum. bu yüz ve
şifasız hüznü. su gibidir, gürül gürül akar ama kayaya söz geçiremez. anladım ki
insan, suyu kavga olan bir ummana düşmüş. benim daha fazla yüzecek gücüm yok.
sanmayın bir merasim talebim olacak sizden. çoktandır yerimi yadırgamıştım
zaten. pahalı istekleri olmuştu dersiniz ardımdan. mesela sevmek istemişti diye
söylersiniz nezle olmuş bir nefesi. hepimiz kabullenmenin sırasına giren
itirazlarız. başta yaşamak üzere sonu olan şeylere düşmanlığımız var. unutman
yaralıyor hatırımda kalanı.
Yorumlar
Yorum Gönder