yeşil.
hep çarpıcı bir biçimde anımsadığımız bir yüz ile şaşırtıcı
bir biçimde anımsayamadığımız bir ad arasında gidip gelir, ilişki özlemlerimiz.
en yoğun özlemlerimizin ortasına bir katı bıkkınlık gelir yerleşir, apansız,
öyle olur ki, en son ucuna gitmeye can attığımız bir ilişkinin içinden çıkıp
gitme arzusu çöker üzerimize. yalnızlık öylesine içimize işlemiştir, bize öyle
içten dokunur ki, o anda orada olan, bizimle olan, olmak isteyen, bizim de
istediğimiz birinden, bize birini – bir başkasını- bulmasını isteriz. yalnızlık
en içimizdedir. yaşam bize pek aldırmaz gibidir. yaşadığımız kadarı bile. yaşamımızı
yaşadığımız da sanki şüphe götürür gibi. papatya buketlerini bağladığım sırlı
bahçenin kuzeyine düşen az ilerideki alçak bir tepede başladı her şey. bu
tepede kendi yokluklarıyla beslenen gövdesi çıplak ve ölü ağaç karşıladı beni.
daha önce dikkatimi çekmemiş bu küçük görüntü birden gözüme çarpıp mutlu etti
beni. sokakta yürürken görülebilecek tanımadık, hatta hiç çekici olmayan ama
bir nedenle yaşanan bir hayatı sergilediği için belki, insana hoş gelen bir yüz
görmüş gibi olmuştum. hemen sonra izlendiğim duygusuna kapıldım. izleyen ben
manzara parçasından daha az var oluyordum. seninle karşılaşıncaya kadar
gerçekleşmekte olan bu değişimi adlandırmaktan acizdim. bugün ilerlemiş yaşımda
koyduğum ad ise içe işleyiş. akıntıya kapıldım. gerçeklik, kendisine uymayan
hayallere karşı hep acımasız, hayaller de hep acılı. asla bir denkliğin en ince
mevzisinde buluşamıyoruz ne dersin? biri daima ötekini gölgeleyip büyümesini
engelliyor, gölgelenen daima kaçıp kurtulma, büyüme özgürlüğünü kazanma
isteğiyle kıvranmak zorunda. kuşkusuz yaşamın en trajik yönü de bu. hiçbir
şeyim yok, bu da benimdir diyebileyim. sevdiklerim ya uzakta, ya ölmüş, hiçbir
ses bana artık onlardan haber getirmiyor.
kendiliğinden gelen sözcüklerin misafirliğini ne çok
severdin, nasılsın. bu günlerde ben iyi gibiyim yorgun gri kaideler arasında
hüzünlü bir yeşilim. ya sen, nasılsın? göğsündeki ağrılar nasıl? iyi misin?
Yorumlar
Yorum Gönder