izdiham.
her zaman büyük bir sırrı çözmenin eşiğinde olduğuma dair
acılı bir duygudan yanlış bir yaşamsal dürtü çıkardım. zamanla hiçbir şey
keşfetmemenin sıkıntısını keşfettim. duyarlı olmak beni yaşlandırdı. yaşamım,
olaylarda hep gizli bir anlam arayan, gizemli benzetmelerin ateşiyle oynayan,
açıklığa ulaşmayı süresiz bir döngüyle erteleyen heyecan dolu. karmakarışık ışığın
saçaklarında yarattığı geniş ve anlaşılmaz manzaralar. nereye sığındım? bilemek
için arzularımı bilinmeyene. yaşam, oraya buraya dağılmış hoş düşleriyle zor ve
üzüntülü. yalnızca yolundan sapan, aktif olan hiçbir şeyin etkilemediği hatta
kendi farkındalığımın çamura saplandığı dalgınca bir düşüncede, yalnızca
burada, bu sıcak nemli var olmama durumunda. kelimeler görülebilir sirenler,
bedenleşmiş duygular. hissedebildiğim su gibi hafifçe akan anlamsız cümleler,
dalgaları birbirine karışıp belirsizleşen, unutkan, başkalaşan nehirler. solgun
ipeklerin çınlayan tören alayları. yaşamın kıyısında sürüklenen nesir
sayfaları. ne gerçek bir mutluluğun ne de yaşam üzüntülerinin hiçbir zaman
neden olamayacağı gözyaşları. beni bana aksettiren bu uğursuz ışığın boş bir
vahada salınan gölgesi. ben var olmayan bir şehrin varoluşlarıyım. hiç yazılmamış
bir kitaba ait uzatılmış eleştiriyim. ben hiç kimseyim. hissetmeyi,
düşünmeyi, istemeyi bilmeyen hiçlik. beni nasıl tamamlayacağını bilemeyen bir
esintinin düşleri arasında havada seyreden, var olmadan parçalara ayrılmış,
yazılmamış bir roman karakteriyim. aralığımda tüm düşünceler dağılır ve o
şaşmaz yazgı egemenliğini yürütmez olur. küçücük bir düşünce beni bulunduğum
yükseklikten aşağı yuvarlar. sonsuz boşluktan geçerek yüksekçe tuzaktan amaçsızca
boş bir inişle düşerim. ruhum engin bir sersemliğe aldanmış. ne yaşamın ne de
başka bir şeyin gerçekten bana hitap edebildiği bir yerde, arada. eskisi gibi kalımsızların tüm acılarıyla baş başayım.
Yorumlar
Yorum Gönder