bakışlara.

herhangi bir yaşam, istediği kadar uzun ya da  karmaşık olsun, tek bir an’dan oluşur aslında – kişinin kim olduğunu keşfettiği andan. anlatamayacağım şeyler oldu. hiçbir şey yaşanmamış gibi geldi birdenbire. anlaşılamayan hava mıdır, kent mi, insan mı? anlaşılamayan günden güne ötekileştirdiğimiz benliğimiz midir?  geçmiş içinde yaşanılacak bir şey değildir. durmadan didik didik içinden bir şeyler çıkarttığımız sonuçlar kuyusudur. şiirler yazdım, kitaplar okudum, elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum. derinlerde kaldım böyle bir zaman, kim bulmuş ki yerini. yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları, bir kere gelmiş bulundum. yeşilin büyülediği topraklarda göze duran iki bakışın hayalini kurdum, içime çektim. zamanın tozunda savrulan yirmili yaşlarım. hiçbir dünya telaşına değişmedim. evlerin ve kalabalığın ağırlığını üstün tutmadım. yoksulluğun acısından hafif bilmedim acıyı. yenilen herkesin boğuntusuydu uzaklık, yüzün her bulutlandığında. sana seslenirken hep bir yankıya kulak verir gibi sayarım kendimi. parçaları inceleyince hiçbirini güzel bulmam ama parçalardan oluşan bütün güzeldir. şu kederin çelişkisini kim kavrar: kendini açmamak, sevginin ölümüdür; kendini açmaksa sevgilinin ölümü. aşk yalnızdır ve ufak bir pencereden çöllere bakıyor karmakarışık hatıralarla dolu. gurbet toprağında derinlere yol alan kalbim kabardıkça kabarıyor göğsümde özlemin yıkıcı darbeleriyle. karanlığın esişine kulak ver, bu kıvranan, ürkek, kaygılı elin üzerinde aşk. utangaç bir selamla kendini anlatıyor sisli gece bulvarlarında, sokağın tozunda dilleniyor. hatıran nasıl ölür kalbimde, ilk aşkımın hatırası senin hatıran. senin hatıran, o gönül kıvılcımlandıran güzdür içinde binbir rengi barındıran. ey yorgun gözler, nedir aradığınız o kayıp bakışlarda?


Yorumlar

Popüler Yayınlar