kırık.

 yanmaktan korlaşmaya fırsat bulamamış gibi susup duran ellerini hiç saymıyorum. tedirgin edici sessizlik neredeyse güneşin alazından yüzünü korumak için çökmüş kemiklerime. bakışlarını kaçırırcasına nokta aradığın suretimde yer yer uzaktan gelen bir düğümün ıssızlığını taşıyorum. çivilenip kalmış duvar kenarlarında kaldırılmış bir enkaz, iyileşmiş bir hasta, cevaplandırılmış bir soru, aşılmış bir dağ yorgunluğundan sahile çıktım. beyaz bayrakların şöleninde yürüyormuş edasıyla giderken bakışlar arasında bir çiğ tanesi sıcağının tadını çıkarıyorum. bir sonraki cümleye hazırlanır gibi yaptı. hayli hırpalanmışçasına elmacık kemiklerinde hatta yüz çizgilerinde dağlamadık yer bırakmamıştı. başını öne eğip sustu. iğneleri taşa çarpan makinaların kıvılcımında göz göze bakış mesafatında aralıklarla çatlayan kuru dudaklarım. yutkundum, son saatlerim. ruhumda bir burukluğun sergilenişi. uzaklıklar artınca korkmak, yükseklik artınca ürpermek, ülkesinden ülkesine ulaşan bir huzuru yüklenmek, renklerde, tonlardan ve dillerden oluşan zaman acemiliği. sevdiğim kokudan sürüp zarfa yerleştirdiğim saman sarısı kağıdım binbir çabaya düşen, telaffuz edilen neyi anımsatacaktı? evimiz. yıkılan. çocukluğumun üstüne yıkılan. cama dokunmama ne gerek var. kırık bir cam parçasına bakarken de kesiliyorum.

Yorumlar

Popüler Yayınlar