denizaşırı

 burada acıları derinleşiyor insanın. burada acıları yerlileşiyor. aitliğin günbegün sınırını uçurumlara devşirdiği bu anda duyguların mağmum gölgesinde acıları genişledikçe kararan bir boş bakış. gençlik denen olguya inandım. mutlu ve mutsuzdum. gezdiğim, dolaştığım tüm kentlerde onu taşıdım sokaklarda, alanlarda, kahvelerde, yapıların içinde, merdivenlerde, gölgelerde ve yağmurda ve rüzgarda ve parlak güneş ışığında ya da soğuk güneş altında. onu taşıdım ve gözetledim. onu kahvelerde, masalara oturttum. onu caddelerin kavşaklarında durdurup, yapıların yüzlerine baktırdım. uzun, uzun. ona birçok kentin birçok alanını. bulvarını, sokağını, insanlarını, rüzgarlarını, gecelerini, sabahlarını, sonbaharda bulutlarının aldığı biçimleri, bulutlar arasından sızan ışıklarını, tepelerini, istasyonlarını, deniz kıyılarını, sevgilerini araştırdım. doyumsuz bir kaygıyla ona yeryüzünü araştırdım. ona işkence ettim. uykusuz bıraktım. ya da acıların uzun uykularını uyuttum. sevmediği tenleri okşattım. onu yaşantılar ardında koşturdum. bu yaşantıların içimdeki kıpırdanışlar gücünde olamayacağını bilmeme karşın. çünkü o sokaklarda, o alanlarda, o istasyonlarda, o havaalanlarında, limanlarda, sahillerde, geceye bürünmeye başlayan günlerde içimdeki kıpırdanışlara yanıt verebilecek bir yaşam yok. böylesi bir duyguyu anlatmama olanak da yok. Karşıma çıkan her şey yetersiz. soluduğum her şey yetersiz. dalgalar, odalar, mekanlar, sevgiler yetersiz. suların tadı yetersiz. günlerin uzunluğu yetersiz. haftaların günleri yetersiz. yaşamın sürekliliği içinde başlı başına kesitler oluşturan kalabalık  bir yol kıyısında bir başına bir çocuk durur. kentlerden geçilir, gecelerden geçilir, gürültülerden kaçılır. denizaşırı ülkeler mesafatında çocukluğumun iç geçirmeleri yankılanır sokaklarımda. tüm varoluşumda sürüklediğim bu duygudur ben.

Yorumlar

Popüler Yayınlar