acı gül
tek bir nefes sığlığında yolunu bulamayan her şey ve herkes gibi birbirimize dönüyoruz. donuk bakışların ve katı görüntülerin ardı sıra içten içe bir samimiyet ararcasına tüm arayışların odağıyız. muhtemel bir mutluluğun izini kollayan, umuda evrilen tüm bu kayboluşlar olmak istediğimiz yere ait bir köprü. duygular, karmaşalar, olasılıklar, ihtimaller dahilinde tüm bu bağlanma çabaları bizi birbirimize ait kılan. sahip olma ya da çizdiğimiz küçük çerçevede konumlandırma çabası kendimizi. huzursuz kılan tüm bu kaygıların sebebi sevilmeme ya da terk edilme korkusu. kurduğumuz her bir bağın nihayetinde bir savaş verme ya da sınanma telaşı. aslında tüm bu sevgi sözcükleri, bizi kendinden yoksun bırakan. hissedemediklerimiz bir yer oluşturma çabasını içten içe tetikleyen. o hissi derinlerinde tadabilme arzusu bizi bu denli susuz bırakan. zayıflıklarımızla, zaaflarımızla, eksik kalanlarımızla mutluluğu kucaklama, tutunma arayışı hep hatalarımızla baş gösteren acı katarı. gökyüzü kadar geniş bir ferahlığı avuç içlerine sığdırabilme uğraşı. hep daha fazlasını istedik. daha çok sevmek, daha çok sevilmek, daha fazla sahip olmak. kendimizi yeterli görme noktasında tüm eksikliklerimiz yıkmamız gereken kalelerdi. hissetmeye doyduk. en dibe vururcasına duyguları uçurum kenarlarında tükettik. tükendik. gizli saklı kelimelerin gölgesinde görmek istediklerimizin hayaliyle nefes alıyoruz. bugünü göz ardı etmek, geleceğe bir film şeridi koyuluğunda bağlanmak. kopamadıklarımızı günbegün büyütmek bir sıcaklıkta. sana ulaşamadığım her bir adım mesafesinde kalbimi durgun denizlerin akıbetine hazırlamak. tenha bir yalnızlığın provasında kendimi dinlemek olanca bütünlüğümle. yeri doldurulamayan tüm duygulara kendimi kaptırırcasına kaybolmak. anlık hatalara aldırış etmeden bir mutluluğu büyütmek.
akdeniz’in mora çalan mavisi.
beni artık kimseler arayıp da bulmasın beyaz harmanilerin
göklere açık sofrasında. yıktığım saltanatın dizinde inlediğim aşkın en
tabanında yattığım anlaşılmasın. çünkü ben çok gizli bir yanlışın dehşetengiz
yeteneğini ölçmek için yepyeni bir hata için iniyorum Akdeniz’e. meryemoğlu sanıp
ben zavallı ademi çarmıha çaktılar orda çok zaman önce.
bizi sen ey beyhude ve baygın duyguların yırtıcısı. sen ey
loş çalgıları uykulardan çıkarıp bahçelerin hayatına yerleştiren esrar bizi
bırakmıştın. acı güller salınırdı kanımın raddelerinde ve ben güneş altında
kendini bize öptüren neyse gece onun kimlerle buluştuğunu araştırdım. o zaman
yalın yürek kaldım şiddetin çölünde aldanışların çölünde.
kararan vücutlardan rıhtıma varmayan ceset elbette
hatırlanmaz.
Yorumlar
Yorum Gönder