savrulan yaşlar
en yakınlarımızın uğrattığı hayal kırıklıklarıyla karşı karşıyayızdır daima. beklentiler, arzular, hep bu yön arayışları ve kendi kendine yetebilme inancıyla savrulan yaşlarız. kelimelerin kıymetinin dahi ölçülemeyeceği bir kainat fikri bende buruk bir tebessümü çağırdı. biteviye yorgunluklar bir gaye etrafında şekillenme irademi kamçılayan en muamma belirsizlik halini aldı. kendimi bulamadıkça yaslandığım her bir dağ tutunamadığım bir ailenin en melankolik tiyatrosunu sergiledi. yeni umutlar, yeni oluşlar, iyimserlik… bunlar asla somut bir biçimde tescil edilemeyecek kadar toz pembe. polyanna ruhlu bir insan olmak yalnızca görmezden gelerek biriktirdiğimiz her bir kargaşanın görünür sureti. gölge kadar soyut ve içi boş bir kalabalık. içini her doldurma çabamda kırgınlıklar üzerine inşa edilen ölçüsüz bir yalnızlığı kendimi en dibe nasıl da batırdığımı aşikar eden koyu bir tesadüf. var olmaya çalıştıkça insanların gözünde neden bu kadar değersizleştiğimi ve yok olduğumu anlayamıyorum. her geçen dakika kendim için bir sebep arasam da sonu gelmedik bir kara deliğin içine çekilme hissi beni yalnız bırakmıyor. sahip olmak. insanlara, kitaplara, yaşanmışlıklara, belki de yeni başlangıçlara. içinde bulunduğum bu kırgınlığı açıklayabilecek tek bir kelime veya ifade biçimi bulamıyorum. yazılı düşüncelerimin belirli bir noktasında, dikkatimin merkezinin nerede olduğunu bilemiyorum- ya dağınık duygularla esrarengiz nakışlar veya tanımlama eylemini tanımlamaya çalışırken beni içine alan, beni içine alırken dikkatimi dağıtıp başka şeyler görmeme neden olan kelimeler gibi tanımlanmaya çalışıyorum. öylesine bir cümledeki ahenksiz kelimeye ayağım takılmış da biriktirdiğim duygular olanca hararetiyle etrafa saçılmış gibi hissediyorum. ve ben bile anlatırken bende bir yararsızlık, başarısızlık ve acı duygusu yaratan tüm bunlar bana yalnızca altın rengi kanatlar verir. hissetmediğim bir şeyi reddetmek için ayağa kalkar kalkmaz, o şeyi hissetmeye başlarım ve reddetme hissim bile süslü bir duyguya dönüşür. ne olursa olsun diri tutmaya çalıştığım inancımı, çabalarım içinde kaybederek kendimi rüzgara bırakmak istediğim anda, sessiz bir cümle veya ciddi, tutarlı bir sıfat, gün ışığı gibi, aniden önümdeki uyuklayarak yazdığım sayfayı açıkça görmeme neden olur. kendimi umarsızca geriye bırakıyorum. tüm bu kırgınlık aksimi geride bırakma isteği. uzaktayım, aradayım. bir taş veya toz parçası olarak yeniden dünyaya gelmek. bu yazı bir sızlanmadır. benimle yaşam arasında.
Yorumlar
Yorum Gönder