ikiye bölünerek

 bu duygular, yürek yanıklığından doğan yavaş bir deliliğe ait midirler veya yaşadığımız başka bir dünyanın kalıntıları mıdırlar, bilmiyorum. iç içe geçmiş anılar aslında muhteşem bütünlüklerin, bugün ancak yarım yamalak hissedebildiğimiz, yalnızca yaşamımızın iki boyutunda. neye karşılık gelebileceklerine dair algılama eksikliğimiz, hangi düşümüzü sarmalayabileceğine karşılık bulamamamız bütün bunlar kabına sığmayan eğreti bir cümle gibi ağırlık yapıyor. bu düşüncelerin ruhu acıttığını biliyorum. alacakaranlıkta terk edilmiş bir alana ait, üstünde kayık olmayan nehirlerdeki sazlarla, geniş sahiller arasında siyaha çalan parlak sularıyla hüzünlüdür. duygular boyunca sürüklenen yaşamın geride bıraktığı hoşnutsuzluk, tüm arzuların önceden tadılmış bıkkınlığı, tüm duygulara içten içe beslenen yanılgı. gerçeklikle giderilemeyen tüm bu susuzluğu takındığım olanaksız karmaşada, ifadesiz evler, yüzler, davranışlar görüyorum. taşlar, bedenler, fikirler- hepsi ölü. durgunluk hal arayışları. en çelişkili ifadelerle ben, ben olmaktan uzağım. bana gerçekten ait olduğunu hissettiğim tek şey, geniş bir yetersizlik, boşluk, yaşamdaki her şeye dair yeteneksizlik. nasıl var olunabileceğini hiç öğrenmedim. içimde olduğu sürece her şeyi hallettiğimi düşündüm. içerde ve dışarıda, ben kendim onlarım. yaşama parmak uçlarımızla bile dokunmayalım. düşüncelerimizde bile sevmeyelim. yanılsamalardan kurtulmanın ön yorgunluğuyla ilerleyelim. dünya, onu hissetmeyenlere ait. biz, ölümüz. uyuruz ve yaşam bir düştür. rüyalarda yaşarız, olanaksız ormanlarda dolaşan gölgeleriz. buradaki ağaçlar evlerdir, adetlerdir, fikirlerdir, ideallerdir, felsefelerdir. hiçbir zaman huzur denilen algıyla yollar kesişmeden, ipuçlarıyla daima arzulayarak. başlamadan, başımı öne eğerek yaşamdan çekildim çünkü düşlerde bile onu çekici bulmadım. düşler beni yordu ve bu da bende sanki sonsuz bir yolun sonuna ulaşmışım gibi yanlış, dışsal bir duyuya neden oldu. kendimden taşıp bilmediğim bir yere ulaştım ve orada yararsızca kaldım. bir zamanlar olduğum bir şeyim. hiçbir zaman olmayı hissettiğim yerde değilim ve eğer kendimi arasam, beni kimin aradığını bilmiyorum. her şeyden sıkılarak duyarsızlaşıyorum. ruhumdan kovulduğumu hissediyorum. kendimin seyircisiyim. gizeme uzanan köklerine kadar, her şeyde sıkıntımın rengi var. zamanın bana verdiği çiçekler soldular bile.

Yorumlar

Popüler Yayınlar