son

 yaşama ait sıkıntının, acının ve endişenin sanki altımdaki topraktan kafama doğru yükseldiği günler var ve bunu katlanılabilir gördüğüm için buna katlanabiliyorum. bu, içimdeki yaşamın boğuculuğu, bütün gözeneklerimde bir başkası olma isteği, sonra kısa bir bakış. boş bir sokağı, içindeki insanlarla gereken dikkatle kaç kişi düşünmüştür diye merak ederim. boş bir sokak, üzerinde hiçbir gölgenin dolaşmadığı bir sokak değildir; insanların sokak boşmuş gibi üstünde yürüdükleri bir sokaktır. her şey çok karmaşık ya da olanca karmaşık olan ben. bütün bunlar, geniş karayolundan uzaklaşan tüm düşüncelerin insan ruhunda yarattığı alaycılığa gülümsüyorum. zamanın ne olduğunu bilmiyorum. düşlerimizin zaman ölçüsü hafifçe dokunurken zamana, akışta kaybolurcasına her şeyin yanlış ve yerleştirilmiş, sınırları keskinleştirilmiş bu dar çerçeveye sığdırmak, an’ı bölmek. kendimi rahatsız hissediyorum. sessizlik, ikaz etmeden nefes almayı kesti. bilincim yalnızca kağıt üzerindeki bir mürekkep izini gördü. ama söylemek istediğim bu değil. bakmayı bıraktığım için her durumda gözden kaybettiğim serilerim arasına bir şey girdi. ruha ait bir öncelik, araya girip devam etmemi engelledi. kafa karışıklığımın derinliklerinde ilk kez düğümlenmeyen görmüş olmayı gördüm. ve görmeden, düşünmeden, şimdi gözlerim var olmayan uykularıma kapalı biçimde hangi kelimelerin ay ışığını tam olarak tanımlayabileceklerini düşünüyor. kurşuni ve beyaz. varsayılan beyazlık tüm bu renk dehlizlerinde onulması güç bir çırpınış. ve düşündüklerimle hissettiğim beyaz bir gölgeye dönüşmüş bir sıkıntı, bu sisli beyazlıkta sanki gözler kapanıyormuş gibi bir kararmadır. bitirmek asla süreğen bir meşgale olmadı nazarımda. bazı şeyler hep yarım kalmıştır. bitirmek sözcüğü şaşkınlıkla ve huzursuzlukla dolu. içgüdümle bir engel, elde ettiğim arzumun bir ürünü değil, arzumun teslim olduğu şey. düşünmeye gücüm yetmeyince başlarım, bırakmaya cesaretim olmadığı için bitiririm. bu yazı benim korkaklığımın bir ürünüdür. çünkü bu manzara yaratıcılık yetersizliğimin farkındalığından kaçabileceğim bir kapıdır. kendimle yaptığım söyleşinin ortasında, aniden başka biriyle konuşma ihtiyacı hissederim, sanki nemliymiş gibi parlayan çatılar üzerinde yükselen ışığa hitap ederim. karanlık bir odadan korkar gibi sessizlikten korkarım. yazmak beni küçülten bir şey, yine de onu bırakmıyorum. küçümsediğim ama bağımlı olduğum bir ilaç gibi. yazmak, kendini kaybetmektir, çünkü her şey kaybolur. ben kendim için kimim? tanımlanan her şey nasıl da yoruluyor.

Yorumlar

Popüler Yayınlar