ayna
sanki çok ömrümüz varmış gibi beklemeyi öğretiyor bize hayat. ömrümün henüz yarısını yaşadım. ve karanlık ormanda yolumu kaybettim. geçen her günle güçlendim. ve pınarlarımı topladım etrafıma. susuzluğun her bir zerresini toprağa doyurdum. zamanı ölçtüm, dünyayı aşarak. sonsuzluk ve bir gün uzunluğunca zamanı doyasıya aştım en alçak adımlarımda. kendime göre bir yüzyıl seçtim, güneye akın ettim. bozkırlarda toprağa bulandım, gölgesi gölgemi karanlığa boğan her bir dağı evim belledim. ve karşı konulamaz mutluluk uyanış beklentisiyle gölgelendi. oysa etrafa koşturup yaygara kopardığım ve sıradanlığın ezber bozduğu haykırışlarım çınlayan bir gürültü. şüphe içinde ve gürültülü. her defasında kederlenip aynı rüyayı görmek için sabırsızlanıyorum. beni her şeyin mümkün olduğuna inandığım çocukluğuma ve mutluluğun hazin kıyısına götürecek rüyayı. buluşmalarımızın her anında, pek fazla değil. sanki hiç yaşanmamışçasına kutladık. bu kocaman dünyada yalnızdık. bir kuştan daha hafif ve daha yürekli. merdivenlerden aşağıda. beni kendi yoluna götürmek için geldin. yağmurda demlenmiş leylakların arasından. cam dünyana bakıyorsun. tüm bu saydamlığının serin hissiyle gece çökerken sen kelimesiyle daha çok çeliştin. ve her şey aniden değişti. tüm önemsiz şeyler bile çok sık kullanıldı ve güvenildi. aramızda dururken, bizi korurken. ve gözlerinde gökyüzü açıldı. gözlerinde gökyüzü açıktı.
Yorumlar
Yorum Gönder