arayış
dikkat etmeden yaşamım hakkında düşündüğümü fark ettim. farkına varmamıştım ama yaptığım buydu. sakin gezintimde, verili görüntülerin yansıtıcısından, gerçekliğin, üzerinde gölgeler yerine renkleri ve ışığı yansıttığı siyah perdeden başka bir şey olmadığımı düşündüm. ama istemeden daha fazlasıydım. aynı zamanda kendini inkar eden bir ruhtum, hatta soyut gözlemim bile bir inkardı. sokağımın daha gürültülü olduğunu ve kalabalıklaştığını birden fark ettim. şimdi sayıları artan yayaların adımları daha yavaş. herkesin telaşsızlığı arasından düşünceler ve duygular olmadan sürükleniyorum. en fazla acıtan duygular, en fazla sızlatan heyecanlar, en sıradışı olanlar. olanaksız oldukları için olamayacak şeyleri arzulamak; olmamış olanın özlemi; geçmişte olabilecek olan için istek; başkası olamamanın üzüntüsü; dünyanın varoluşundan tatminsizlik. ruhun bilinciyle ilgili tüm bu yarım tonlamalar içimizde acılı bir manzara, ne olduğumuza dair ebedi bir günbatımı. erken uyanıyorum ve ön yargısız sokağa çıkıyorum. sokağı uykuda gibi izliyorum ve derin düşüncede gibi görüyorum. içimde hafif bir duygu sisi yükseliyor. dışarıda yok olan sis sanki içime sızıyor. evet, benim de dahil olduğum ve bana ait olan yaşam. geçici ya da ebedi olmaktan özgür, mutlak bir görüntü, ruh fikrinin dışsal eşiti. yalıtılmışlığım bir mutluluk, sakinlik arayışı değil, aradığım bir uyku, yok oluş, alçakgönüllü bir geri çekilme. kirli odamın dört duvarı bir hücre, bir ıssızlık. hiçbir şey düşünmediğim, istemediğim ve düşlemediğim anlarda; rastlantısal bir bitki, yaşamın yüzeyini saran bir bitki gibi, yaşamın yüzeyini saran bir yosun gibi uyuşuklukta kaybolunca çok imkansızım. kendimi, başka bir yerde patlamadan önce, fırtınaların tehdit ettiği iklimler olarak görüyorum. varlıkların boş yoğunluğu, gökteki ve yerdeki önemli kayıtsızlık. birçoğuna göre kendim için yazdığım günlüğüm çok yapay olabilir. ama benim için doğal olan da yapaylık. bu zihinsel notları dikkatle kaydetme dışında kendimi nasıl bulabilirim? baktığım yerden aşağı doğru inen gölgeler karmaşasında buz gibi olan şehir, ay ışığında uyuyor. ben olmama, içimde tutsak kalmama dair bir endişe, çıkış yolu bulamadan tüm benliğime taşıyor. beni yumuşaklık, korku, üzüntü ve perişanlıkla şekillendiriyor. açıklanamaz, saçma bir keder şişkinliği, çok yalnız bir umutsuzluk, çok yoksun, bana çok ait. tüm manzara hiçbir yerde.
Yorumlar
Yorum Gönder